Suriye Siyasi Koalisyon Komite Üyesi Aliku Açıklaması '7 Yıl Süren İç Savaşta 1 Milyon Kişi Kayıp Ve Tutuklu'

Haber Tarihi : 24.07.2018 15:49:42 Suriye Siyasi Koalisyon Üyesi Fuat Aliku, 7 yıl süren iç savaşta 1 milyon kişinin kayıp ve tutuklu olduğunu, 6 milyon Suriyelinin ülkeyi terk ettiğini, yarım milyon Suriyelinin yurt içinde kendi isteğiyle göç ederken, 8 milyon Suriyelinin zorla göç ettirildiğini, bunun büyük bir trajedi olduğunu söyledi.
A +   A -

Suriye Siyasi Koalisyon Üyesi Fuat Aliku, Suriye’de yaşanan iç savaşa ilişkin yaptığı açıklamada, “Siyasi çözüm ve şehirlerin yeniden imarından önce mültecilerin geri dönüşleri söz konusu olmaz. Yüz binlerce Suriyeli savaşta hayatını kaybetti, yüz binlerce Suriyeli de tutuklandı. Onların akıbetlerinden haberimiz yok. Suriye’nin tek dostu Türkiye’dir. Türkiye’nin nüfuz alanı altında güvenliği sağlanan ve temel hizmetlerin verildiği yerleşim birimlerine mülteciler geri döndü. Fırat Kalkanı kapsamındaki bölgelerde önemli bir nispette sivil hayata dönüş sağlandı. Astana anlaşması ile koruma altında bulunan İdlib’e yapılacak herhangi bir saldırı Suriye’yi yeni bir karanlık tünele sokar. Suriye’de demografik değişim genel olarak Ortadoğu’nun güvenliğini tehdit eder” dedi.

İstikrar sağlanmadan Suriye’ye mülteci dönüşünün söz konusu olmayacağını söyleyen Aliku, “Avrupa’dan mülteci kamplarına geri dönüş ikna edici değil. Suriye içinde yer değişimi kısmı bir çözüm olacaktır. Ancak Suriye içinde zorla göç ettirilenlerin dönüşü ancak siyasi çözümden sonra mümkün olabilir. Yurt dışına göç edenlerin mülteci kamplarına geri dönmesi mümkün olmaz. Mülteci sorununun çözümü siyasi bir çözümle mümkündür. Mülteciler kendi topraklarına ve kendi evlerine dönmelidir. Ben şu anda siyasi bir çözümün mümkün olduğunu düşünmüyorum, ancak meseleye siyasi bir çözüm bulunması için milletlerarası yoğun bir gayret var. Çözüm, Rusya, Türkiye ve İran arasında yapılan Astana şartları olarak bilinen şartlar içinde olmalıdır. Astana’da üzerinde çalışılan çözüm ile BM’nin hazırladığı çözüm raporuna ve Soçi’de sunulan çözüm teklifleri ile benzerlik gösteriyor. Amerika’nın önderliğinde Fransa, İngiltere, Almanya ve Ürdün’ün, daha sonra da Mısır’ın katıldığı ayrı bir çözüm grubu var. Bu iki grubun Suriye konusunda büyük ağırlığı olmasına rağmen asıl problem, Suriye’de demografik değişim uygulayan İran’da yatıyor. Şam’ın batı kesiminde Zabadani ile Madaya arasında büyük bir demografik değişim yapıldı. Bu bölgelerden sürülen Sünni halkın yerine Şii gruplar yerleştirildi. Siyasi çözüme İran engeli bulunuyor. İranlı bir yetkili, ‘İran Suriye’ye Beşar Esad’ın lehine müdahale etmemiş olsaydı rejim çökecekti. İran, Irak, Lübnan ve Afganistan’da binlerce milisini kaybedecekti’ şeklinde bir açıklamada bulundu. İran, Suriye müdahalesine en az 16 milyar dolarlık bir harcama yaptı. Dolayısıyla İran, Suriye’yi kolay kolay terk etmeyecektir. Trump, İran’a karşı cephede yer alıyor ve İran’ın nükleer enerji üretiminin kontrolü konusunda yaptığı uluslararası anlaşmadan çekildi. İran’ın Suriye’den çıkması onun Irak ve Lübnan’dan da çıkması anlamına gelir. Amerika şimdi Rusya ve Türkiye’nin G-7’e katılmasını istiyor ancak Rusya, İran olmadan henüz bunu kabul etmedi” diye konuştu.

“Biz muhalifler, koalisyon olarak Beşar Esad’ın çözümün parçası olmasını kabul etmeyiz. Esad krizin parçasıdır” diyen Aliku, sözlerini şöyle sürdürdü:

Cenevre anlaşması ile Suriye çözümü söz konusu olursa Esad’ın çekilmesi gerekir. Eğer Beşar Esad çözümün bir parçası olarak kalırsa o zaman Suriye’de bir siyasi çözüm olmaz. Sekiz yıllık Obama yönetimi İran’ın Irak’ı kontrol etmesine müsaade etti. Irak, İran tarafından işgal edilen bir ülke oldu. İranlı danışmanı olmayan bir Iraklı görevli yoktur. İran, Irak’ta bütün politikalarını uyguladı. Bundan en çok Irak halkı, özellikle Sünniler ve Kürtler büyük zarar gördü. Şimdi Irak’ta denge Şiilerin lehine döndü. İran, Irak halkının kanını emiyor. Irak’ın güneyinde Iraklı Şiiler İran’a karşı sokaklara döküldü. ABD’nin bu halk hareketinin yanında olması Irak’ı İran’ın tesirinden kurtaracak ve İran’ın bölgedeki etkisini azaltacak bir süreç başlayabilir.”

“ABD-Rusya yakınlaşması İran’ı olumsuz etkileyebilir”

Suriye’de ABD-Rusya arasında bir uzlaşma olmaması durumunda Kırım’da, Kuzey Kore’de, Ukrayna ve Yemen’de de bir anlaşma olmayacağı için Suriye’de siyasi bir çözüm bulunması konusunda Rusya’nın ABD ile uzlaşmak zorunda kalacağını ifade eden Aliku, “Putin ile Trump arasındaki görüşmelere katılan uzmanlar henüz açıklanmayan bazı konularda anlaşmış olabilirler. Amerika, İran’ın Suriye’deki rolünü azaltmak istiyor. Rusya ile İran arasında büyük yaklaşma, ortak operasyonlar, iki ülke arasındaki ekonomik ilişki sebebiyle bu kolay değil. Bu sebepten Rusya bu konuda ABD’nin baskılarına boyun eğmek istemez. Rusya’nın İran ile ilişkileri ABD’nin baskısından etkilenmez. Suriye’nin tamamında olmasa bile bazı bölgelerde Amerika ile Rusya arasında üç ay içinde anlaşma sağlanmasını umuyoruz” dedi.



Suriye üç nüfuz alanına bölünebilir”

Suriye’nin üç nüfuz alanına bölünebileceğini söyleyen Aliku, “Birinci nüfuz alanı Fırat’ın doğusunda, özellikle Haseki ve Taşkale’de ABD’nin nüfuz alanı içinde bulunuyor. Bu bölgede PYD ile Türkiye arasında bir problem bulunuyor. Türkiye PYD’yi, ABD ve Amerika’nın terör örgütü olarak tanıdığı PKK’nin bir kolu olarak görüyor. ABD ve Türkiyeli uzmanlar Münbiç ve diğer bölgelerde bu problemin çözümü konusunda görüşmeler yapıyor. Amerika, Araplar ve İsrail arasında bir siyaset uyguluyor. Ancak bu siyaset Türkiye ile uyuşabilecek mi? Türkiye’nin PYD ile herhangi bir anlaşmayı kabul edeceğini düşünmüyorum. ABD, paralı asker olarak PYD’ye ihtiyacı olduğuna inanıyor. ABD’nin desteklemekten vazgeçmesi halinde PYD İran’a yaklaşabilir. İkinci nüfuz bölgesi; Türkiye’nin nüfuz bölgesi olan Halep’in kuzey kırsalındaki Fırat Kalkanı ve Afrin harekatının yapıldığı 12 askeri gözetim noktasının kurulduğu bölgedir. Fırat bölgesine mülteciler dönebilir. Afrin’e mültecilerin dönmesi için Türkiye’nin hükümet teşkilatlarını tamamen kurması ve güvenliği tam olarak sağlaması gerekiyor. Türkiye İdlib’teki El Nusra cephesi problemini çözmüş durumda. Fırat Kalkanı bölgesinde büyük bir umut bulunuyor. Burada sivil hayata dönüş ve mültecilerin dönüşü var. Hastaneler, üniversiteler kuruldu, devlet güvenlik sistemleri oluştu. Bölgede güvenlik ve temel ihtiyaçlar karşılandığı için çok sayıda mülteci topraklarına ve köylerine döndü. Üçüncü nüfuz bölgesi; Halep, Hama ve Humus’tan Akdeniz kıyısına uzanan güney kesim Rusya ve İran’ın kontrolünde bulunuyor. Buralarda Rusya ile İran arasında nüfuz konusunda rekabet bulunuyor. Amerika İran’ın Suriye’de problemin bir parçası olduğuna inanıyor ve çözümün bir parçası olmasına itiraz ediyor. Burada anlaşmanın sağlanmaması halinde istikrarın sağlanamayacağı için Rusya ve İran nüfuzu altında bulunan bölgelere mültecilerin dönmesi mümkün olmayacaktır. Türkiye, Rusya, İran ve Suriye rejimin Dera ve Kuneytre’de yaptıklarını İdlib’te tekrarlama ihtimali sebebiyle gerilimin azaltılması anlaşmasının Eylül’de bitmesinden endişeli bulunuyor. Bu yüzden Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı bir telefon görüşmesinde Dera ve Kuneytra’daki senaryoların İdlib’de uygulamamaları konusunda Putin’i uyararak, bunun Astana anlaşmasına büyük bir darbe vuracağını söyledi.

Bu güçlü mesajla Türkiye’nin İdlib’e yapılacak saldırıyı kabul etmeyeceğini gösterdi. Astana anlaşmasına göre rejim gücü ile kurtarılmış bölgeler arasında 12 gözetleme noktası kuruldu. Bölge halkı Türkiye’nin buradaki rolünü güzel karşıladı, halk Suriye rejiminin buraya tekrar geri dönmesini kabul etmez. Anlaşmaya göre bölgeye 12 kontrol noktası kuran Türkiye İdlib’e saldırılması durumunda kendisini aldatılmış olarak kabul eder. Bu Astana anlaşmasına büyük bir darbe olarak kabul edilir. Bu durumda Suriye’de kriz daha da derinleşir” şeklinde konuştu.



Cenevre çözümü

Güvenli çevre ve anayasa oluşturulmasıyla seçimlere gidilmesi şeklindeki Cenevre siyasi çözümünün büyük komplikasyonların bulunması sebebiyle bir iki yıl içinde gerçekleşebileceğini söyleyen Suriye Siyasi Koalisyon Üyesi Fuat Aliku, “Suriye rejimi ve muhalefetin Suriye’ye uluslararası çözüme etkisi zayıflamış durumda. Maalesef, kurtarılmış bölgelerin yönetiminde ve burada demokratik bir model oluşturulması başarısız oldu. Tek bir komutan altında bir ordumuz yok” dedi.