'İslamofobi İle Mücadele' Çalıştayı

Haber Tarihi : 10.03.2018 13:56:43 Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: 'Bugün tedbir alınmazsa İslamofobik yaklaşımlar yarın Avrupa'da, batı dünyasında başka felaketlere yol açabilir. İslam karşıtlığının modern dünyanın yeni normali olarak kabul edilmesine her fırsatta ve her platformda karşı çıkmamız gerekiyor. Biz nasıl başkalarını ötekileştirmekten sarfınazar etmeliysek, başkaları tarafından ötekileştirilmeyi de reddetmek durumundayız. Daha müreffeh, daha adil, daha katılımcı, eşitlikçi bir dünya ancak bu ilkeler üzerinde kurulabilir' 'Müslümanlara yapılan saldırılar normal bir şeymiş gibi haber olup geçiyor. Bir mesele olarak ne siyasetin ne toplumun ne medyanın ne dini liderlerin meselesi haline geliyor. Avrupa genelinde bu tür saldırılar yeni normal olarak kabul edilmeye başlandı. Buna öncelikle Müslüman toplulukların itiraz etmesi, meseleyi doğru tespit etmesi, hangi argümanlarla konuşacaklarını doğru bilmesi ve yaşadıkları ülkelerdeki haklarını kullanmayı öğrenmesi gerekiyor'
A +   A -

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, tedbir alınmazsa İslamofobik yaklaşımların Avrupa'da, batı dünyasında başka felaketlere yol açabileceğini belirterek, "İslam karşıtlığının modern dünyanın yeni normali olarak kabul edilmesine her fırsatta ve her platformda karşı çıkmamız gerekiyor. Biz nasıl başkalarını ötekileştirmekten sarfınazar etmeliysek, başkaları tarafından ötekileştirilmeyi de reddetmek durumundayız. Daha müreffeh, daha adil, daha katılımcı, eşitlikçi bir dünya ancak bu ilkeler üzerinde kurulabilir." dedi.

Kalın, Göç Araştırmaları Vakfı (GAV) ile Fransa merkezli İslamofobi'ye Karşı Kolektif'in (CCIF) iş birliğinde, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nın (YTB) desteğiyle Clarion Hotel İstanbul'da düzenlenen "İslamofobi ile Mücadele: Kapsamlı ve Etkin Çözümlere Doğru" başlıklı çalıştayın açılış konuşmasını yaptı.

Aşırı sağcı, ayrımcı, ırkçı hareketlerin giderek Avrupa merkez siyasetini belirleyen bir nitelik kazandığına değinen Kalın, "10-20 yıl önce 'Olmaz böyle şey, bunlar ırkçı tutumlardır' denilen şeylerin giderek Avrupa siyasetinde, Amerika'da yeni normal olarak kabul edilmeye başladığını görüyoruz. Bu tür İslamofobik, ırkçı yaklaşımların normalleşmesi de kendini demokrasinin, çoğulculuğun, liberalizmin merkezi olarak gören Avrupa'nın temel iddialarını da sorgulanır hale getiriyor." diye konuştu.

Kalın, Marx'ın "Aydınlanma yeni bir dünya kuracaksa, vadettiği özgür toplum, özgür birey, eşitlikçi sosyal yapı iddiasını, vaadini gerçekleştirecekse, bunun testi Yahudiler üzerinden olacaktır. Yahudiler yeni Avrupa toplumunun eşit bireyleri olarak topluma entegre edilmeden aydınlanma test edilmemiş olacaktır" dediğini aktararak, meselenin çözülmeyip, 2. Dünya Savaşı'nda modern tarihin en büyük katliamlarından biriyle neticelendiğini hatırlattı.

Princeton Üniversitesinden Prof. Anne Norton'un "Müslüman Problemi" kitabında Marx'ın "Yahudi Problemi" tanımına atıfla bunu, modern Avrupa'nın tahlilinde kullanılabilecek bir çerçeve olarak ortaya koyduğuna işaret eden Kalın, "Gidişata bakıldığında nasıl o dönemde Yahudi meselesi yok sayıldıysa, bugün de Müslümanlara karşı yükselen aşırı sağcı, ırkçı İslamofobik eğilimlerin, söylemlerin önemsizleştirildiğini, işlevsizleştirilmeye, normalleştirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bir kere bizim öncelikle buna itiraz etmemiz gerekiyor. Bunun ciddi bir mesele olduğu, tedbir alınmazsa, Avrupa'nın siyasetiyle, STK'larıyla, kurumlarıyla, basınıyla, akademisiyle, toplumsal kanaat önderleriyle, dini liderleriyle buna karşı bir tavır alınmazsa, bunun ilerde holokost benzeri başka felekatlere yol açabileceği tespitini açık ve net bir şekilde yapmamız gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Kalın, İslam karşıtlığı söz konusu olduğunda batıdaki sağ ve sol hareketlerin hızlıca ve kolayca birleşebildiğine dikkati çekerek, ABD'de sağ ve sol siyasetin, kürtaj, silah kullanımı konusunda uzlaşmasının mümkün olmadığını, ancak İslam karşıtlığı konusunda bu iki kesimin farklı argümanlarla bir mutabakata vardığını anlattı.

Müslümanların ötekileştirilmesi, Avrupa'da gerçek sorunların ötelenmesi imkanını sağladığını ve bir araç olarak kullanıldığını dile getiren Kalın, ötekileştirme üzerinden bir sahte güvenlik duygusu, sahte bir konfor duygusunun yaratıldığını, Avrupa toplumlarının karşı karşıya kaldığı göç, entegrasyon, işsizlik, ailenin çöküşü gibi sorunların gizlendiğini söyledi.

- "İşgal edilen ülkeler Müslüman ülkeler, ayrımcılığa maruz kalanlar Müslüman toplumlar"

İbrahim Kalın, batı toplumlarında üretilen "barbar Müslüman" imajının, Müslüman azınlıkların, İslam ülkelerinin batı toplumlarını ortadan kaldıracağı, onların kültürünü, sanatını, medeniyetini yok edeceği, askeri olarak onları yeneceği şeklinde üretilen söylemler, özellikle İslam ve şiddeti bir araya getiren yaklaşımların gerçekliği ifade etmediğinin altını çizerek, şöyle devam etti:

"Bugün objektif olarak baktığınız zaman dünyanın en büyük orduları İslam ülkelerinde değil, Müslüman ülkeler dünyanın en büyük ekonomilerine sahip değil, nükleer silahlar, 1-2 ülke hariç, Pakistan hariç, neredeyse hiçbir İslam ülkesinin elinde değil, batılı ülkelerin elinde. Nüfus yoğunluğuna bakıldığında Avrupa'da yaşayan Müslümanların sayısı belli, Amerika'da yaşayan Müslümanların sayısı bellidir. Yaratılan öyle bir hava var ki sanki yarın bir apokaliptik savaş olacak, Müslüman ülkeler dünyanın en ileri silah teknolojileriyle ortaya çıkıp batı toplumlarını ortadan kaldıracak. Böyle bir şey yok. Tam tersine işgal edilen ülkeler Müslüman ülkeler, ayrımcılığa maruz kalanlar Müslüman toplumlar, DEAŞ denilen terör örgütü üzerinden yapılan tahribatın birinci muhatabı Müslümanların kendileri. DEAŞ bugüne kadar, diğer bütün toplulukları bir araya koyun, onlardan çok daha fazla Müslümanı öldürmüştür, çok daha fazla İslam ülkesinde yıkıma yok açmıştır, tarihi eserlerini ortadan kaldırmıştır. Bu belanın muhatabı da Müslüman topluluklar, ama maalesef fatura da onlara kesiliyor."

Terör gibi hadiseler yaşandığında aslında Müslüman toplumların bunlardan iki defa zarar gördüğüne değinen Kalın, "Birincisi, saldırının hedefi kendileri. DEAŞ'ın bugün Suriye'de, Ürdün'de, El Kaide'nin Afganistan'da, Irak'ta yaptığı katliamları düşünün, ölenlerin yüzde 90-95'i oradaki Müslümanlar. Terör örgütleri olarak ortaya çıkan örgütlerin hedefleri yine Müslümanlar ve yine Müslüman ülkelerin imkanlarını ortadan kaldırıyorlar. İkinci olarak da bunun üzerinden üretilen 'İslam şiddettir' söyleminin popüler hale getirilmesi, bir anlatı, hikaye haline getirilmesi Müslümaları ikinci kez mağdur etmektedir. Halbuki Amerika'da kürtaj kliniklerine yapılan saldırılar söz konusu olduğunda ya da Oklahoma'da Timothy McVeigh şu veya bu Hristiyani gerekçelerle 178 kişinin ölümüne sebep olan bir terör saldırısı yapıldığında kimse bunu Hristiyanlıkla ilişkilendirmiyor. Yahut İsrail'de yaşanan devlet terörü, kişilerin yaptığı terör saldırıları meydana geldiğinde kimse bu olayı Yahudilikle ilişkilendirmiyor. Ne zaman ki ismi Müslüman olan, Müslümanlık iddiasıyla veya başka bir gerekçeyle terör saldırısı yapan birisi olduğunda ortaya devasa bir anlatı çıktığını görüyoruz." diye konuştu.

- "Geçen yıl Almanya'da Müslümanlara dönük 950 civarında saldırı oldu"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, İslam ve şiddetin özdeşleştirilmesinin sistematik şekilde yapıldığını belirterek, "Çünkü küresel sistemin de bir ötekiye ihtiyacı var. Bu da küresel sistemin bu ihtiyacı, şu anda İslam ötekileştirmesi üzerinden sağlanıyor. Aşırı sağcı hareketlerin kendilerine Avrupa'da, Amerika'da rahat alan bulabilmesinin temel sebeplerinden birisi bu." dedi.

İslamın tarih sahnesine çıktığından itibaren batıda üç temel İslam algısının öne çıktığını kaydeden Kalın, bunları "dini tehdit algısı", siyasi tehdit algısı" ve "kültürel tehdit algısı" şeklinde sıraladı. Kalın, şunları söyledi:

"Batının dini, siyasi, kültürel tehdit algısını biz bu şekilde kabullenmek zorunda değiliz. Bir arada yaşama tecrübesi ve ahlakı çerçevesinde farklılıklarımızı zenginlik olarak görüp, daha iyi ilkeler çerçevesinde bunları pozitif birer değer haline getirebiliriz. Bunun için öncelikle meselenin doğru tespit edilmesi ve bunun bir sorun olduğunun bütün dünyaya anlatılması gerekiyor. Tedbir alınmazsa 10-20 yıl sonra bu konunun çok daha içinden çıkılmaz, tehlikeli bir noktaya kayacağını bizim her fırsatta, her platformda net bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor. Sadece geçen yıl Almanya'da Müslümanlara dönük 950 civarında saldırı olduğu ifade ediliyor. O insanlar Müslüman, Türk, Arap, Kuzey Afrikalı olduğu için saldırıya maruz kalmaktadırlar. Yılda 950 saldırının Türkiye'de kiliselere yapıldığını veya başka bir Müslüman ülkede havralara yapıldığını düşünün, herhalde bütün dünyayı ayağa kaldırırlardı. Müslümanlara yapılan saldırılar normal bir şeymiş gibi haber olup geçiyor. Bir mesele olarak ne siyasetin ne toplumun ne medyanın ne dini liderlerin meselesi haline geliyor. Avrupa genelinde bu tür saldırılar yeni normal olarak kabul edilmeye başlandı. Buna öncelikle Müslüman toplulukların itiraz etmesi, meseleyi doğru tespit etmesi, hangi argümanlarla konuşacaklarını doğru bilmesi ve yaşadıkları ülkelerdeki haklarını kullanmayı öğrenmesi gerekiyor."

Kalın, meselenin ciddiyeti konusunda net tavır ortaya konulması gerektiğini vurgulayarak, "Bugün tedbir alınmazsa İslamofobik yaklaşımlar yarın Avrupa'da, batı dünyasında başka felaketlere yol açabilir. Orada yaşayan Müslüman toplulukların kendi temel hak ve hürriyetlerini savunma konusunda daha büyük bir gayret içinde olması gerekiyor. Bunu bilgiyle, hikmetle, cesaretle, koordinasyonla yapmaları gerekiyor. İslam karşıtlığının modern dünyanın yeni normali olarak kabul edilmesine her fırsatta ve her platformda karşı çıkmamız gerekiyor. Biz nasıl başkalarını ötekileştirmekten sarfınazar etmeliysek, başkaları tarafından ötekileştirilmeyi de reddetmek durumundayız. Daha müreffeh, daha adil, daha katılımcı, eşitlikçi bir dünya ancak bu ilkeler üzerinde kurulabilir." değerlendirmesinde bulundu.